Home // Aktuell, Exklusiv, Hintergrund // Berlin’deki Sığınmacıların Durumu: 2012 Yılındaki Gelişmeler



Exklusiv

Berlin’deki Sığınmacıların Durumu: 2012 Yılındaki Gelişmeler

Refugees-WelcomeKendi ülkelerinden başlayan zorlu bir kaçış sürecinden sonra, birçok insan iltica başvurusunda bulunmak, kovuşturma ve ayrımcılığa karşı koruma altına alınmak için Berlin’e geliyor. Ancak, Berlin’de iltica başvurusunda bulunmak, ilticacıların doğrudan burada kalabilecekleri anlamına gelmiyor.
Jonas Feldmann´ın bu yazısı, ilk olarak, aşırı sağcılık, ırkçılık ve antisemitizm temalı „Berliner Zustände 2012“ adlı dergide yayınlanmıştır. Özge Pınar Sarp tarafından Almanca aslından Türkçe’ye çevrilmiştir.
->Zur deutschen Fassung.


Almanya’da ilticacılar EASY Prosedürü olarak adlandırılan süreçten sonra, direkt 16 eyalette bulunan Göç ve Mülteci Federal Dairesi’nin dış servislerine dağıtılmaktadır. Bu dağıtım süreci, eyaletlerin nüfusu ve ekonomik gücü ile sığınmacıların anavatanlarına bağlı olarak bilgisayar üzerinden yapılmaktadır. Berlin’e gelen sığınmacılar için bu süreç, genellikle onların Berlin’deki başvurularının sonrasında, doğrudan Almanya’nın başka bir yerine gönderilecekleri anlamına gelmektedir. Bu konudaki istisna ise, sığınmacının çekirdek aile üyelerinin hali hazırda Berlin’de yaşadığının tespit edilmesi ile mümkündür. Berlin’de ilticalarının kabul olunmasını bekleyen sığınmacıların geldikleri başlıca ülkeler Rusya, Afganistan, Suriye, Bosna-Hersek, Irak, İran, Vietnam, Sırbistan ve Pakistan’dır.

Semtlerde Oluşturulan Yeni Acil Barınma Yerleri
İltica başvurusunun kayıt altına alınmasından sonra, başvuru sahipleri en az altı hafta ve en fazla üç aya kadar kendilerine tahsis edilmiş ön kabul kurumlarında (Aufnahmeeinrichtung) kalmakla kanunen yükümlüdür. Söz konusu olan bu resmi ön kabul kurumları, Berlin’de Spandau ve Lichtenberg’de bulunmakta ve toplamda 750 kişiyi barındırma kapasitesine sahiptir. 2012 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren sığınma talebinde bulunan mültecilerin sayısının artması ve mültecilerin toplu barınma yerlerine (Gemeinschaftsunterkünfte) yerleştirilmesi için yeterli kapasitenin olmamasından dolayı, Berlin eyaleti farklı semtlerde acil barınma yerleri açma kararı aldı. 2013 yılının Şubat ayında, 20 ila 265 kişiyi barındırma kapasitesine sahip dokuz acil barınma yeri bulunmaktaydı. Ancak bu barınma yerleri, çoğunun kısa bir zaman içerisinde açılması ve uygun binaların zor bulunması nedeniyle, genel olarak asgari kalite standartlarını bile karşılayacak durumda değildir.

Ön kabul kurumu ve acil barınma yerlerininin yanı sıra, mültecilerin uzun süreli, aylarca veya yıllarca, barınabileceği 18 barınma yeri daha bulunmaktadır. Berlin Eyaleti Sağlık ve Sosyal Hizmetler Dairesi (LAGeSo)’nin istatistiklerine göre, 2013 yılının Şubat ayı sonunda Berlin’in farklı kurumlarında toplamda beş binden fazla insan yaşamaktadır. Barınma yerlerinin kapasitesi bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Lichtenberg semti yaklaşık 1200, Tempelhof-Schöneberg semti yaklaşık 800 ve Charlottenburg-Wilmersdorf ile Spandau semtlerinden her biri yaklaşık 600 kişiye barınacak yer sağlamıştır. Reinickendorf, Steglitz-Zehlendorf ve Neukölln gibi semtler ise sadece 100 ya da daha azı kişiyi kabul etmiştir.

Pek çok sayıda başvurunun aciliyet teşkil etmesi nedeniyle, Berlin eyaleti, daha uzun süreli kalınabilecek toplu barınma yerleri açmak için çaba göstermektedir. Bu nedenden dolayı, sadece 2012 yılında yaklaşık 100 bina LAGeSo tarafından kontrol edilmiş; ancak, neredeyse hepsi altyapısal nedenler gerekçe gösterilerek semtler tarafından reddedilmiştir. Yapılması planlanan yeni barınma yerlerinin açılışı da, Neukölln ve Reinickendorf örneğinde olduğu gibi, CDU ve NPD partilerinin semt temsilcileri tarafından ırkçı önyargıları körüklemek ve semt sakinlerini mültecilere karşı kışkırtmak amacıyla kullanılmıştır.

Evlere Yerleştirme
2003 yılının başlarından itibaren, Berlin’de sığınmacıların evlere yerleştirilmesinin, ortak barınma alanlarına yerleştirilmesinden daha düşük maliyetli olduğu görüşü benimsendi. Senatonun aldığı karar uyarınca, ilgili kişilere sosyal yardım yasası çerçevesinde kendilerine bir ev arama hakkı tanındı. Ancak, bu noktadaki en büyük sıkıntı, kira bedelinin söz konusu çerçevede karşılanıp, çoğu durumda depozitonun üstlenilmemesinden çıkmaktaydı. Depozito bedelini pek çok kiracı kendi üstlenmek zorunda bırakıldığı için, ev başvuruları sıklıkla başarısızlığa uğruyordu. İlk olarak 2012 yılının ortasında LAGeSo, kira giderlerinin karşılanmasına dair olan belgede resmiyet teşkil edebilecek bir düzenlemeye gitti. Bu yeni düzenlemeyle birlikte depozitonun üstlenilmesi konusu gözden geçirildi. Sosyal haklara dair bu tür iyileştirmelerin olmasına rağmen, daimi oturum izni olmadan kiralık ev arayanlar için hala önemli sorunlar bulunmaktadır. Sığınmacılar uzun süreli oturum izni belgesine sahip olmadıkları için, serbest emlak piyasasında ev ararken dezavantajlı durumdadırlar. Birçok ev sahibi bu gruba prensipte evlerini vermek istemezken; geri kalanlar ise evleri için Alman vatandaşı veya sürekli oturum iznine sahip olanları tercih etmektedir.

Kiralık ev ararken karşılaşılan sorunlar nedeniyle, 2011 yılında Berlin eyaleti „Sığınmacılar İçin Konut“ projesi çerçevesinde, belediyelerin konut yapı kooperatifleri ile bir işbirliği içine girmiştir. Bu işbirliğince, sığınmacıların kendi çabalarıyla bulabilecekleri evlerin dışında, yıllık 275 konutun sığınmacılar için ayrılması gerekmektedir. Ancak bugüne kadar, anlaşma konusu olan konutların yarısı bile hizmete sunulmamıştır. Bu haliyle proje amacına ulaşmamış olup, yapı kooperatifleri üzerinde bahsi geçen konutların oluşturulması için gerekli olan politik baskının da eksikliği hissedilmektedir.

Tıbbi Bakım Eksikliği
Berlin’deki sığınmacılar, Berlin eyaleti üzerinden AOK’nın Kuzeydoğu Temsilciliği (AOK Nordost)’ne kayıtlıdırlar. Böylece, her çeyrek dönem için bir vizite kağıdı alabilir; bu kağıtla, pratisyen doktorlara gidebilir ve oradan da uzman doktorlara sevk edilebilirler. Ancak, tıbbi bakım ve tedavi hakkına belirli sınırlamalar getirilmiştir. Çünkü, Sığınmacılara Yönelik Hizmetler Yasası (Asylbewerberleistungsgesetz)’na göre, sadece akut ve ağrılı hastalıkların tedavisi kapsam dahilindedir. Kronik hastalığı olanlar içinse bu durum, hastalıkları ağrılı değilse, tıbbi tedaviden yararlanamama anlamına gelmektedir.

Bremen ve Hamburg’da ise bu uygulamadan farklı olarak, sığınmacılara yukarıda belirtilen sınırlamaların olmadığı normal bir çipli kart verilmektedir. Bremen model projesinin uygulanması, sadece tıbbi tedavi konusunda sığınmacılara yönelik olan ayrımcılığı en aza indirmemiş; aynı zamanda, oluşacak tedavi ve idare masraflarını da belirgin ölçüde azaltmıştır. Ancak buna rağmen, Berlin bu düzenlemeye karşı direnmektedir.

Asgari Geçim Düzeyi Altında Nakdi Yardımlar
Sığınmacıların verdiği mücadele sonucunda, 2003 yılından bu yana Berlin’deki semtlerde, adım adım, ayni yardım prensibi yerine nakdi yardım uygulaması getirilmiştir. Federal Anayasa Mahkemesi’nin 18.07.2012 tarihli kararı (1 BvL 10/10, 1 BvL 2/11) ile, söz konusu yardımlar 2012 yılının Ağustos ayından itibaren „insan onuruna yaraşır bir asgari geçim düzeyi“ne yükseltilmiştir. Bu asgari düzey, tek başına yaşayan veya çocuğunu yalnız büyüten kişiler için 354 Euro olarak öngörülmüştür. Ancak, bu asgari geçim düzeyi, Yabancılar Dairesi’nin görüşüne göre ‚oturumu sonlandırıcı işlemler‘ (aufenthaltsbeendenden Maßnahmen) olarak adlandırılan ve çoğunlukla „gönüllü“ olarak ülkeden ayrılma veya sınır dışı edilme gibi kişinin kendisinin sorumlu olduğu durumlarda geçerli değildir. Bu kişiler, 137 Euro’ya varan kesintiler ile yaşamlarını idame ettirmek zorundadırlar; çünkü, anlaşılan o ki, bazı politikacı ve yetkililere göre „insan onuruna yaraşır genel bir asgari geçim düzeyi“ yoktur. Ama, git gide daha fazla insan bu kesintilere karşı Sosyal Mahkeme (Sozialgericht)’de başarıyla sonuçlanan davalar açtıkları için, bu uygulamanın yakında geçmişte kalacağını umut ediyoruz.
Jonas Feldmann

KuB e.V.- Mülteci ve Göçmenlere Yönelik İletişim ve Danışma Merkezi
Jonas Feldmann, Mülteci ve Göçmenlere Yönelik İletişim ve Danışma Merkezi’nin bir çalışanı olup, 30 yıldır Berlin’de oturum ve sosyal haklara ilişkin sorunlarda ücretsiz danışmanlık hizmeti vermektedir. KuB, tüm insanların sağlam bir oturum statüsüne ve politik, sosyal ve ekonomik eşit haklara sahip olmasını savunmaktadır.
Özge Pınar Sarp tarafından Almanca aslından Türkçe’ye çevrilmiştir.



Diesen Beitrag unterstützen:

© 2010 Berlin rechtsaußen. Alle Rechte vorbehalten.
Designed by Theme Junkie. Powered by WordPress.